Sertaç Mehmet Temizel

         "Hakikatler hazırlanmış bir şerbet gibi insanların ağzına dökülemez. O öyle berrak ve hayat verici bir sudur ki, onun kaynağına giden yollar ve vasıtalar, insanlara ancak gösterilebilir. Her insan ancak kendi kudreti oranında bu yolları ve vasıtaları kullanarak o büyük ve nurlu hakikatlerin kaynağına az ya da çok, hızla yaklaşabilir."


RUH ve DÜNYA

(Dr. BEDRİ RUHSELMAN'IN ÖĞRETTİKLERİ)
KİTABI HAKKINDA


Sahip olunan genel bilgiler çerçevesinde, yanıtlanamayan bir soruyla karşılaşıldığında, bu soru ya "saçma" diye nitelendirilir ya da "mantıklı" bir soru değil diye akıldan çıkarılıp atılır. Bu seçenekler, insanı "saçma" ya da "mantıklı" değilmiş gibi görünen bir soruyla karşı karşıya kalmaktan kurtaran en kolay yollardır. Ama araştırmacı, sorgulayıcı ve alışılmışın dışındaki gerçeklikleri arayan bir insan -yanıtı verilemeyen bir soruyla karşılaşınca- kendi düşünce sınırlarını genişletmek zorunda olduğunun bilincindedir.

Herkes tarafından bilinen gerçekliklerin dışında kalan "ruhsal" konular da, kolayca anlaşılamayan ve inanılması güç olan konuların başında gelirler. İşte bu ruhsal konuları anlayabilmek için düşünce sınırlarını genişletmeleri gereğinin bilincinde olanlar, yeni gerçeklikleri öğrenmek istediklerinde, ne yazık ki ciddî eserlerle karşılaşmanın zorluğunu çekmektedirler. Bu konuları öğrenmek ya da araştırmak için yola çıkanların önlerine, ya geleneksel dinî inançların ahiret öğretileri ya da "cin-şeytan" hikâyeleri sarmalından kurtulamamış birçok kitap ve kulaktan dolma bilgi çıkar.

Türkiye'de bu alanda yazılan kitapların çoğu, birbirinin kopyası olmaktan öteye gidememiştir. "Gizli İlimler Hazinesi", "Dua Hazinesi" gibi isimlerle yayınlanan bu kitaplar hazine olmaktan çok, baştan sona saçma sapan hurafelerle dolu, aralara da Kur'an'dan ayetler serpiştirilerek mistik bir hava verilmeye çalışılmış tipik cehalet örneklerinden başka bir şey değildir.

Bu tip kitapların yanısıra "Din-Bilim Işığında Ruh", "İnsan, Cin: Spritizmin İçyüzü" adlı benzeri kitapların yazarları da, cinlerden sanki yakın arkadaşlarıymış gibi söz ederek, her türlü fenomenin arkasında da onların olduğunu ısrarla söylemektedirler. Bu garip örneklerin arasında yer alan: "Aşk Duaları" , "Cinler ve Cinciler" , "Büyü ve Büyü Bozma Yolları" , "Şeytan" gibi bir yığın okültizmden nasibini almamış kişilerin yazdığı benzer kitapların, değişik yayınevleri tarafından farklı isimler altında yayınlandıklarını da unutmamak gerekir.

"İn midir? Cin midir? Ruh mudur?" Ne olduğu bilinmeyen tüm bu "sağır duymaz uydurur" örneği kitapların yanı sıra, televizyon kanallarının sözde gizemli şovlarını, medyum bilmem kimin kehanetlerini ve kameraya bakarak fal açanları da eklersek, ortaya çıkan tabloyu izleyenlerin "cin çarpmıştan beter olması" doğaldır.

Sürekli gündemde kalıp mistik ifadeler kullanan bazı açıkgöz insanların, sanki ermişlik seviyesine ulaşmış bir edayla kendilerini cahil insanlara kolaylıkla kabul ettirdiklerini ve onları sömürdüklerini, bugün olduğu gibi tarihin hemen her döneminde de görmek mümkündür. Çünkü tarih, bu sahtekârlık örnekleriyle doludur. Kimi şeyhler, el-etek, sakal, öptüren tarikatçılar; büyücüler, zamanın çeşitli tarihlerinde ortaya çıkan mehdiler, hep aynı hırsın esiri olarak insanları aldatmışlardır. Kendilerine çeşitli kerametler yakıştıran bu gibi insanlar, aslında ruh olgunluğu açısından bir arpa boyu dahi yol alamamış kimselerdir.

Bu noktada şunu da belirtmek istiyorum: Özellikle, meslekî açıdan yetkin ve bilgili olduğu varsayılan kişilerin ruhsal konular hakkındaki önyargıları, bu konuların nesnel olarak incelenmesine engel olmaktadır. Günümüzde hipnoz, reenkarnasyon, öte âlem, ruhsal hastalıklar gibi konularda yazılı basında ya da çeşitli TV programlarında söz söyleyen kimi ilâhiyatçı, psikolog, tıp doktoru, eğitimci, psikiyatr gibi meslek adamları, ruhsal boyutu ne kadar inkâr ederlerse etsinler, varolan hakikatleri değiştiremezler. Üniversite kariyerleriyle elde ettikleri birtakım ünvanlara sahip olmaları da her şeyi bildikleri anlamına gelmez. İnsanın "bilgisi kadar fikrinin olacağı" genellemesine ne yazık ki, böyle düşünen insanlar da dahildir. Fakat bu körü körüne karşı çıkışlar, yukarıda söz konusu ettiğim büyücü, falcı, üfürükçü gibi insanları sömüren fırsatçılara imkan sağlamaktadır. Düşünceleri bulandıran bu tip insanların, dinî inançlara ve toplumlara ne kadar zarar verdikleri ortadadır. Hakikatlerin bilimsel olarak ortaya konulmasındaki yetki ve sorumluluk eğer bilim adamlarına aitse, ortaya çıkamamasının vebali de yine bilim adamlarına ait olmalıdır.

Yıllardan beri süregelen bu karmaşanın ve çekişmelerin sona ermesine katkı sağlayabilmek arzusuyla Dr. Bedri Ruhselman'ın Ruh ve Kâinat adlı eserini sadeleştirerek topluma mâl etmek istemiştim. Bu amaçla verdiğim mücadelenin hikâyesini Birinci Ciltte okumuştunuz. Ama gelişen olaylar, beni, farklı bir konuma getirdi. Ve böylece Ruh ve Dünya (Dr. Bedri Ruhselman'ın öğrettikleri) adlı bir dizi kitap ortaya çıkmış oldu. Bu kitaplardaki bilgilerin toplumda önemli bir boşluğu dolduracağına ve anlamsız birçok tartışmaya son vereceğine inanıyorum.

 Bu kitaplardan öğrenecekleriniz, dünyada yaşayan her insan için geçerlidir. Bu hakikatleri anlayabilmek için biraz olsun farkındalığın artmış olması yeterlidir. Bu bilince sahip olabilmenin yolu da dünyada sevgiyle yaşamaktan geçer. Sevgi dolu yaşam, kişilere ve olaylara önyargısız yaklaşmak demektir. İnsan bunu başarabildiği andan itibaren "bakmak" ve "görmek" arasındaki farkı idrâk edebilir. İşte ancak o noktadan sonra, -Allah'ın izniyle- duyulmayanı duymak, görülmeyeni görmek, bilinmeyeni bilmek insan için mümkün hale gelir. Ve üstad Bedri Ruhselman'ın da söylediği gibi, her insan, kendi kudreti oranında nurlu hakikatlere doğru yol alabilir. Eğer hakikat yolcularına karınca kararınca hizmet edebilirsem, bu benim için büyük bir saadet olacaktır.

Sertaç Mehmet Temizel

Takip et: @smtemizel

Copyright © 2009-2013 Léon Design