Sertaç Mehmet Temizel

PARA ETMEYEN PSİKOLOJİ: PARAPSİKOLOJİ

Parapsikoloji’ye bilimdalı gözüyle bakılmazken, “kuantum” sözcüğünün popülaritesinden faydalanılarak “kuantum mekaniği”yle alâkası olmayan Kuantum NLP, Kuantum Düşünce, Kuantum İş Yönetimi, Kuantum Koçluk, Kuantum Seks, Kuantum Tıp, Kuantum Zayıflama ve Kuantum Öğrenme gibi saçma-sapan adlarla “para kazanma” çabasını sosyal yaşamımızda yaygın olarak görmekteyiz. Bu “kuantum” çorbasına eklenen “spirtüel” sosla da işe gizem katılmak istenmektedir. Ama diğer yandan spritüel konular kapsamında sayılan, reenkarnasyon, öte âlem ve bazı ruhsal fenomenler, televizyon kanallarında konunun uzmanı olduğu varsayılan kişilerce tartışılmakta ve hiçbir sonuç elde edilememektedir.

Bu tartışmaların dışında kalmaya çalışan biliminsanları ise zaten “parapsikolojiyi” bilimdışı saydıkları için tüm önyargılarıyla karşı çıkmaktadırlar. Türkiye’de özellikle ruhsal konular hakkında yazılan kitaplar ise birbirinin kopyası olmaktan öteye gidememiştir. “Gizli İlimler Hazinesi”, “Dua Hazinesi” gibi isimlerle yayınlanan bu kitaplar hazine olmaktan çok, baştan sona saçma-sapan hurafelerle dolu, aralara da Kur’an’dan ayetler serpiştirilerek mistik bir hava verilmeye çalışılmış tipik cehalet örneklerinden başka bir şey değildir. Bu tip kitapların yanı sıra “Din-Bilim Işığında Ruh”, “İnsan, Cin: Spritizmin İçyüzü” adlı benzeri kitapların yazarları da, cinlerden sanki yakın arkadaşlarıymış gibi söz ederek, her türlü fenomenin arkasında da onların olduğunu ısrarla söylemektedirler. Bu garip örneklerin arasında yer alan: “Aşk Duaları” , “Cinler ve Cinciler” , “Büyü ve Büyü Bozma Yolları” , “Şeytan” gibi bir yığın okültizmden nasibini almamış kişilerin yazdığı benzer kitapların, değişik yayınevleri tarafından farklı isimler altında yayınlandıklarını da unutmamak gerekir. “İn midir? Cin midir? Ruh mudur?” Ne olduğu bilinmeyen tüm bu “sağır duymaz uydurur” örneği kitapların yanısıra, televizyon kanallarının sözde gizemli şovlarını, medyum bilmem kimin kehanetlerini ve kameraya bakarak fal açanları da eklersek, ortaya çıkan tabloyu izleyenlerin “cin çarpmıştan beter olması” doğaldır.

Ayrıca, sürekli gündemde kalıp mistik ifadeler kullanan bazı açıkgöz insanların, sanki ermişlik seviyesine ulaşmış bir edayla kendilerini cahil insanlara kolaylıkla kabul ettirdiklerini ve onları sömürdüklerini, bugün olduğu gibi tarihin hemen her döneminde de görmek mümkündür. Çünkü tarih, bu sahtekârlık örnekleriyle doludur. Kimi şeyhler; el-etek, sakal, öptüren tarikatçılar; büyücüler; zamanın çeşitli tarihlerinde ortaya çıkan mehdiler; hep aynı hırsın esiri olarak insanları aldatmışlardır. Kendilerine çeşitli kerametler yakıştıran bu gibi insanlar, aslında ruh olgunluğu açısından bir arpa boyu dahi yol alamamış kimselerdir.

Fakat akademik çevrelerin körü-körüne karşı çıkışları ve önyargıları, yukarıda söz konusu ettiğim büyücü, falcı, üfürükçü cinci hoca gibi insanları sömüren fırsatçılara imkân sağlamaktadır. Ve çoğunlukla da şarlatanlar, konu hakkında fikir beyan etmektedirler. Düşünceleri bulandıran bu tip insanların, dinî inançlara ve toplumlara ne kadar zarar verdikleri ortadadır. Hakikatlerin bilimsel olarak ortaya konulmasındaki yetki ve sorumluluk eğer bilim adamlarına aitse, toplum yararına anlaşılamamasının vebali de yine bilim adamlarına ait olmalıdır.

Oysa batıda XIX. Yüzyıl’ın sonlarında itibaren birçok filozof ve bilimadamı ruhsal konuları ciddi olarak araştırmışlardır. Örneğin, Dr. Jean-Martin Charcot (1825-1893), Dr. (Robert) Charles Richet (1850-1935), Sir Oliver Joseph Lodge (1851-1940), Dr. Alexis Carrel (1873-1944), Cesare Lombrose (1835-1909), George Nugent Merle Tyrrell (1879-1952), Nicolas Camille Flammarion (1842-1925) ve Sir William Crookes (1832-1919) bunlardan sadece birkaçıdır. Aralarında Henri Bergson (1859-1941), Sir Joseph John Thomson (1856-1940) ve John Strutt Rayleigh (1842-1919) gibi çeşitli dallarda “Nobel ödülü” almış olanları dahi vardır. Eğer, tüm bu araştırmacıların adlarını ve üzerinde çalıştıkları ruhsal konuları özetleyecek olursak, kalınca bir kitabı doldurduğunu hayretle görürüz.

Parapsikolojinin bilim olarak görülememesinin başlıca sebepleri; belirli temel bilimsel metotlara sahip olmaması ve deneylerin tekrarlanmasının zorluğu olarak özetlenebilir. Bu hususu şu örnekle biraz daha açabiliriz: Parapsikolojiye spritüalist felsefesinin kaynak oluşturduğu gözönüne alındığında spiritüel bilgilerde kuşku yaratan zıt fikirlerle karşılaşılır. Örneğin ruhsal varlıklarla temas etmek için düzenlenen toplantılara gelen ruhların sözleri ve anlattıkları samimî olmakla birlikte, daha ziyade keyfî ve kişiseldir. Böyle kişisel anlayışlara dayanan bilgiler, günümüz dünyasında az-çok yükselmiş düşünce seviyesindeki insanları, henüz her noktada tatmin edici bir kapsamda olmayabilir. Çünkü tekâmül seviyesi düşük ruhlarda, henüz yeteri kadar âlemleri kapsayan bilgiler gelişmemiştir. Bu yüzden, tüm bilgileri, kendilerinin ve çevreleriyle olan bağlarının ötesine geçemez. Ama yine de bu varlıklarla temastan yararlar sağlanabilir. Özellikle ahlâkî konularda, -insanlık için- değerli katkılar yapabilirler. Bunun yanısıra, ruhlardan alınan bilgilerin, -âlemleri kapsayan bir bilim konusuna ilişkin ya da yüksek ruhsal araştırmalarda- günümüzün düşünce ve deneye dayalı bilimine katkı sağlayacağı düşünülse de, genellikle hatalardan arınmış olmadığını her an gözönünde tutmak gerekir. İşte bu olasılığın farkına varamayan karşıt düşünce yanlıları, spritüel çevreler tarafından kaydedilmiş tebligatın, bazen birbirini tutmayışını ya da birbirine zıt düşmesini, ruhlarla temasın imkânsızlığını ispatlama yönünde kullanmışlardır.

Buna benzer tüm önyargılar, spiritüel bilgileri hayal mahsulü sayarken, parapsikolojiyi de bilim dışı görmektedir. Türkiye’de spiritualist felsefeyi ciddi olarak ilk ele alan Dr. Bedri Ruhselman, geliştirdiği neo-spiritüalist görüşün bilimsel zeminde araştırılmasını istemiştir. Ama ülkemizde hiçbir zaman böyle bir çalışma yapılmamıştır. Batıdaki örneklerde olduğu gibi çeşitli bilimdallarına mensup araştırmacıların deneysel çalışmalarına şiddetle ihtiyaç vardır. Bu çalışmalardan, insanın ruh ve beden bağının bilinmeyen yönlerine ilişkin yeni bilgiler elde etmek; modern bilim karşısında dinî anlayışların yeniden ele alınmasına vasıta olmak, evren ve yaratılış hakkında yeni bakış açılarının ortaya konması gibi birçok yarar sağlanabilir. Söz konusu ettiğim bu bilimsel çalışmanın, diğer bilim dalları arasında özel bir önemi olacaktır. Parapsikoloji üzerine çalışmanın yararını yüzyıl öncesinden farkedebilen ülkeler, insan bilgisine ilişkin önemli bulgular elde etmişlerdir. Yeni gerçeklikleri kavramak için düşünce sınırlarını genişletme gereğinin bilincinde olan bilimadamlarının ülkemizde de bulunduğunu ve parapsikolojiyi ciddiye alacağına inanıyorum.

Sertaç Mehmet Temizel / 19 Şubat 2013

 
Takip et: @smtemizel

Copyright © 2009-2013 Léon Design