Sertaç Mehmet Temizel

GÜNGÖR ÖZYİĞİT

Bir insan, hayatının çeşitli evrelerinde iyi veya kötü birçok şey öğrenir. Çocukluk döneminin ilk öğretmenleri olan anne ve babanın yerini giderek ilk, orta ve lise hocaları alır. Daha sonraları, üniversite hocaları ya da zanaatkâr olmak isterse ustaları yaşamında yönlendirici olur. Ticarî hayata atılmak isteyen insan da çok para kazanmış ve başarılı olarak nitelendirilen kişilerin yolunda ilerlemek ister. Benim de hayatımın çeşitli evrelerinde birçok öğretmenim, hocalarım ve feyz aldığım kişiler oldu. İçlerinde iyi örnek oluşturan hocalarımın yanı sıra, -ticarî hayatın gerçekleri olan- hilekârlıkta uzmanlaşmış kötü örnek hocalarım da oldu. Bunları bir bir hatırlayıp yazmak bana pek zor gelmez ama, içlerinden biri var ki onu anlatmak bence en zor olanı. Çünkü o benim gözümde hocaların hocası sayılır.

Bir düşünür “Ya okunmaya değer şeyler yaz. Ya da yazılmaya değer şeyler yap” demiş. Peki her ikisini de tam yapabilmeyi başarmış bir insanı tanımışsanız!...

İşte o zaman böyle birini anlatmak kolay değildir. Her şeyden evvel, birçok güzel erdeminden biri olan tevazu pırlantasına sahip birini anlatmak; övgüleri, satırların içinde saklamak yazmayı bir o kadar daha güç hale getirir.

Hayat sınavının çetin bir döneminden geçtiğim sıralarda, sevgili hocam psikolog Güngör Özyiğit’i tanımak benim için büyük bir şans oldu. Kendisine hocalık payesini yakıştırmamın nedeni de, benim gözümde bir “yaşam ustası” olmasından ötürüdür. Hakkında birçok şey söylemeyi arzu ediyorum, ama şu hikâye bana engel oluyor:

Yazar Sâmiha Ayverdi Hanımefendi, hocası Kenan Rufai’yi, bir dostuna mektupla anlatmak ister. Postaya vermeden önce bir tesadüf sonucu mektubu okuyan hocası, “Ben size her şeyden önce küçülmenin erdemini ve gerçek kazancın tevazuda olduğunu öğretmedim mi? Yoksa, bunları yazmakla, beni övüp durmakla, bak benim nasıl bir hocam var diye övünmek mi istiyorsun?” der.

İşte bu küçük hikâyede yer alan gizli gurur çukuruna düşmemek gerektiğinin bilicindeyim. Üstelik, tevazu ışıltısını ve benlikten sıyrılmış olmanın büyüklüğünü; kendi yaşamında hayata geçiren sevgili hocam Güngör Özyiğit’i anlatmak, benim hem haddimi aşar, hem de “yazar” olmadığım için ifade yeteneğimi.

Bu yüzden, kısaca onun özyaşam öyküsünü aktarmakla yetineceğim.

Güngör Özyiğit 1942 yılında İstanbul Emirgân’da dünyaya gelir. İlk ve ortaokulu Emirgân’da okur. Daha sonra Kabataş Erkek Lisesi’nden mezun olur. Çocukluğu ve gençliği Boğaziçi’nin büyülü atmosferinde geçen Güngör Bey spora, -özellikle topla oynanan sporlara voleybol, basketbol ve ille de futbola- büyük ilgi ve sevgi duyar. Ama genç yaşında hayatın oyun olmadığını çabuk öğrenir. İş bulup çalışarak üniversiteyi okuması gerekir. İstanbul Üniversitesi Edebiyat Fakültesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdikten sonra Çapa Tıp Fakültesi’nde psikiyatri stajı yapar. O yıllarda tanıştığı Dr. Refet Kayserilioğlu, Güngör Bey’in üzerinde derin izler bırakır. Ve bu tanışma zaman içinde onun yaşamını şekillendirir.

Beni her zaman, duvarları çepeçevre kitaplarla dolu bürosunda, yüzünden hiç eksik olmayan gülümsemesiyle, sakin ve -belki de en önemlisi- dinlemeye hazır olarak karşılardı.

Görüşmelerimiz daha ilk günden, bir dostluğun ve öğrenciliğimin başlangıcı oldu. Engin bilgisini çevresindekilere aktarırken, kusursuz Türkçesiyle de aynı zamanda konuşma sanatının inceliklerini sergileyen Hocam Güngör Özyiğit, bana öğretmenin ve öğrenmenin güzelliklerini tattırdı.

Öğrendiğini paylaşmaktan zevk duyan bir kişi olduğu için, gençlik yıllarında bir süre öğretmenlik de yapmış. O yılları bana şöyle anlatmıştı:

“Beş yıllık öğretmenlik deneyimimde, Paşakapısı Lisesi dışında, Fener Rum Lisesi, Getronogan Ermeni Lisesi ve Bağlarbaşı Yüksek İslâm Enstitüsü’nde güzel ve yararlı yıllar yaşadım. Türk gençlerine, Rum ve Ermeni gençlerine, gerici ve ilerici diye etiketlenenlere hizmet ettim. Ve her seferinde karşımda Türk, Rum, Ermeni, ilerici, gerici değil; eğer güzel öğretilirse öğrenmeye hazır, özleri bir ve tertemiz insanlar gördüm. Ve hepsine gönül verdim. Şimdi ne zaman bir yerde, bir zamanlar beraber olduğum bu güzel insanlardan birinin selâmıyla karşılaşsam, içimde o günlerin ve öğrenme yolundaki o kutsal işbirliğinin tadını duyarım.”

Yaşadıkları üzerinde düşünerek, çevreyi izleyip gözleyerek ve çok okuyarak edindiği bilgileri, konuşarak, yazarak ve örnek olarak vermeye büyük özen gösteren değerli Hocam Güngör Özyiğit, 30 yıldan beri kendi bürosunda danışman psikolog olarak çalışmaktadır.

Hocam Güngör Bey’in bu güne kadar Gönülerleri, İnsanda Buluşalım, Ya Birlik Ya Barbarlık, Hz. Muhammed ve Bugünün Diliyle Hadisler, İçimizdeki Kılavuz, Ruhsal Düğümler ve Çözümler (Olayların Dili), Ustaca Yaşama Sanatı (300 Soruda Kendini Tanıma), Binbir Söz (Esinler), Milenyum Müjdesi (Bin Yılın Birikimi), Yirminci Yüzyıl Dosyası (Yüz Yılın Birikimi), Dinci Değil Dindar Olmak, İletişimin Üç Boyutu ve Dr. Bedri Ruhselman (Anılar ve Yazılar) isimli 13 kitabı yayınlanmıştır.

Böyle bir yaşam, onun için bir insanlık ödevi olduğu kadar, bir saadettir de aynı zamanda...

Sertaç Mehmet Temizel

Takip et: @smtemizel

Copyright © 2009-2013 Léon Design