Sertaç Mehmet Temizel

BİR GÜN BELKİ HAYATTAN...

Çocukluk anılarımdan çok az şey hatırlarım. Ama bu küçük anılarımla ilgili herhangi bir insanı kaybedince de derin bir üzüntüye kapılırım, sonra da sevinirim, iyi ki çok fazla şey hatırlamıyorum diye. Çünkü her kaybedilenin arkasından biraz daha gençliğimin öldüğünün farkına varıyorum.

Bu Pazar günü televizyon kanallarını karıştırırken birden Cem Karaca’nın kalp yetmezliği sonucu öldüğünü öğrendim. Cem ağabeyi bir başka severdim. Birden on-oniki yaşlarıma geri gittim. O sıralarda Bakırköy’de oturduğumuz evimiz, bir zamanlar çok sayıda olan yazlık sinemalardan birinin yakınındaydı. O yıllarda yazlık sinemalar, özellikle televizyonsuz yaz akşamlarının tek eğlencesiydi. Genellikle iki film oynatırlardı ve iki film arası biraz uzunca olurdu. Bu arada gazozlar, çekirdekler tazelenir, bisikletle diğer sinemadan film makaralarını almaya giden çocuk beklenirken de sinemanın hoparlörlerinden müzik çalınırdı. Bazen de küçük müzik grupları kuran delikanlılar, perde vazifesi gören üzeri kireç sürülmüş büyük beyaz duvarın önünde bedava mini konserler verirlerdi. O zamanlar Bakırköy’ün gençlerinden olan, elinde gitarla üç ya da dört delikanlı gelirdi sinemaya. Aralarında uzun ince bacaklı olan solistin seslendirdiği parçalar içinde her seferinde mutlaka söylemeden geçmediği bir parça vardı:

“Bir gün belki hayattan. Geçmişteki günlerden. Bir teselli ararsan. Bak o zaman resmimeee”

Elbette kısa zamanda sinemanın devamlı müşterileri delikanlının isminin Cem Karaca olduğunu öğrendiler. Haftada bir ya da iki kez sinemaya gelir ve arkasında elektro gitar çalan arkadaşlarıyla birlikte ortalığı çınlatırlardı. Zaman zaman da semtin diğer yazlık sinemalarına giderler orada da iki film arasında mini konser vermeye devam ederlerdi. Sonraki yıllarda Cem ağabey ilk kırkbeş devirli plâklarını çıkarmayı başardı. Az da olsa tanınmaya başlamıştı. “Resimdeki gözyaşları”nın yanı sıra “Bu son olsun” adlı parçasını da giderek duymayan kalmadı. “Bugün sen çok gençsin yavrum / Hayat ümit neşe dolu / Mutlu günler vaat ediyor / Sana yaşam ömür boyu / Ne yalnızlık ne de yalan üzmesin seni / Doğarken ağladı insan bu son olsun bu son”

Yazlık sinemanın sahibi artık -biraz da semtin delikanlısı olduğu için- onun “Resimdeki gözyaşları” plağını sürekli çalıyordu. Evimizden film arası olduğunu, “Bir gün belki hayattannn...” diye çınlayan Cem ağabeyin sesini duyunca anlardım. Daha sonra radyoda ve ilk siyah-beyaz televizyon yıllarında bu parçayı sık sık herkes gibi bende duydum. Ama her seferinde o yazlık sinemada gördüğüm ince uzun bacaklı delikanlı gelirdi aklıma. Mikrofon tutuşundaki arzu ve enerjisi hiç değişmedi. Heceler ağzından tabanca mermisi gibi çıkardı, ama zarafet taşırdı.

Türk vatandaşlığından çıkarılmasına kadar varan çalkantılı yıllarından sonra Cem ağabey’i en son, dört beş yıl kadar önce eşimle birlikte Ataköy Migros’ta alışveriş yaparken görmüştüm. Hemen yanına yaklaşıp hal-hatır sorduktan sonra o yılları ve Çeliktaş Yazlık Sineması’nda verdiği bedava konserleri hatırlattım. “Resimdeki gözyaşları” adlı kırkbeşlik plâğını sinemacının kaç kez çaldığından haberi olup olmadığını sordum. Gülüştük... İlk gençlik yıllarında okuduğu o parçanın heyecanını hâlâ taşıyordu. Gözlük camları hep karaydı, ama bakışları her zaman aydınlıktı. Ayaküstü biraz lafladıktan sonra ayrılırken o davudî sesi ve tiyatrocu ailesinden gelen teatral tavrıyla “Kardeşimm saçlarrını ağaarrtmışsın ammaa gönlünü ağaarrtma” dedi.

Bu gün ikindi namazında Cem ağabeyin cenazesi kaldırıldığı esnada Bakırköy’ün meydanından geçiyordum. Meydanda zaman zaman müzik yayını yapılan hoparlörlerden, tıpkı çocukluk yıllarımda sinemada duyduğum aynı ses çınlıyordu:

“Bir gün belki hayattan. Geçmişteki günlerden. Bir teselli ararsan. Bak o zaman resmimeee…”

Sertaç Mehmet Temizel / 9 Şubat 2004

Takip et: @smtemizel

Copyright © 2009-2013 Léon Design