Sertaç Mehmet Temizel

 

Dr. BEDRİ RUHSELMAN'IN NEO-SPİRİTUALİST ÖĞRETİLERİ

Bedri Ruhselman'ın çeşitli konulardaki fikirlerinden örnekler

Metapsişik bilimine karşı önyargılar hakkında:

    "… Örnek olarak verdiğim verem hastalığının saptanmasında değer verilen doktorun gözüne ve kulağına, metapsişik bir konuda neden aynı değer verilemiyor ya da neden aynı değer verilmesin? Mikroskop altında Koch Basili'ni gören birini, hayal gördüğünü ve hasta olduğundan kuşkulanmak kimsenin aklına gelmiyor da bir materyalizasyon, bir dedublöman ya da bir ekminezi olayını görenler neden kanıtsız, ispatsız olarak sürekli hastalıkla suçlanıyorlar? Örnek verdiğim bir verem hastasının şikayetlerine büyük değer veriliyor da neden geçmiş hayatlarını, -örnek olarak söz konusu edilen hastadan daha çok- canlı kanıtlarıyla ortaya koyan aklı başında bir kişiye aynı değer verilmiyor? Üstelik akıl hastası ya da deli muamelesi yapılıyor!... (Ruh ve Dünya Cilt I, sayfa 249)

Keramet gösterileri hakkında:

    "… Madde ile ruh bağının gevşemesi, olağan hallerde görünmeyen bazı metapsişik yeteneklerin gelişmesine neden olabilir. Örneğin uzun zaman toplum hayatından elini ayağını çekmiş, -inzivaya çekilmiş- gıdasını bir zeytin tanesine kadar indirmiş ve pasif bir dalgınlık halinde yaşayan bir insanda, birtakım olağandışı haller görülebilir. Bu da böyle bir hayatın çok doğal bir sonucudur. Örneğin, bir münzevi, derviş ya da fakir, kendini yüzlerce kilometre uzaklıkta gösterebilir (dedublöman). Gelecek olayları önceden çevresindekilere haber verebilir (telestezi) ya da bulunduğu ortamdan kilometrelerce uzaklardaki eşyaların yerlerini değiştirebilir (telekinezi). Ama bunların hiçbirinde olağanüstülük yoktur. Herhangi bir insanının, böyle benzeri ruhsal haller göstermesi, diğer insanlardan daha yüksek ya da daha çok tekâmül etmiş olduğu anlamına gelmez. Yeryüzünde birçok insanın gözünde değerlenen bu hüner sahiplerinin gösterdiği olaylar, spatyum yaşamında hiç değerindedir. "Özetle, ruhla dünya maddeleri arasındaki bağların gevşemesinden kaynaklanan bu halleri, bir keramet, bir ermişlik olarak görmemeliyiz. İnsanı tekâmül yolundan ve yüksek görevlerinden ayıran böyle yalancı gösterilerden sakınmak gerekir." (Ruh ve Dünya Cilt I, sayfa 273-274)

Felâketler karşısında kalan insan hakkında:

    "... Bir gün çok büyük bir felâketle karşılaşırsınız. O gün o felâketin sizce hiçbir anlamı ve iyi tarafı yoktur. Hatta onu bir gaddarlık, bir zulüm sayarsınız, teselli kabul etmez, ıstıraplar içinde kıvranırsınız. Bütün isyankârlık dolu hisleriniz kabarır, kâinata ve hatta mukaddes sayılan varlıklara küfredersiniz. Dünyadaki iyilik ve adalet kavramlarının boş şeylerden ibaret olduğunu söylemeye başlarsınız. Aslında bu karanlık, bu isyankâr davranışlarınızla ne kadar aldanmaktasınız bir bilseniz!... Bu haliniz, evde kimse yokken beş katlı bir binanın üst katından aşağı yuvarlanmasın diye kapalı bir odaya hapsedilen bilgisiz, küçük bir çocuğun, ıstıraplı ve isyankâr halinden farksızdır. Eğer çocuğun, o anki arzu ve eğilimlerini kavrayabilirseniz, onun bu halindeki mantıksızlığın, sizinkinden daha fazla olmadığını görürsünüz. Onun gözyaşlarıyla sizinkiler, aynı nedenlerin, yani bilgisizlik ve görgüsüzlüğün sonucudur. Nitekim siz de bir süre sonra, ıstıraplarınıza neden olan olayların sizi büyük tehlikelerden koruduğunu ve size mutlu günler getirmeye başladığını görebilecek bir duruma gelince, önceki isyanlarınızın ne kadar yersiz olduğunu, sakin bir tebessümle hatırlayarak filozofça düşünmeye başlayacaksınız." (Ruh ve Dünya Cilt I, sayfa 316-317)

İnsan bilgisi hakkında :

    "... Aslında fizyolojide, biyolojide, fizikokimyasal yasaların dışında meydana gelebilecek hiçbir oluşumun varlığı hayal dahi edilemez. Fakat unutulmamalıdır ki bu yasalar, ruhun ancak dünyamıza ait aracı maddeler üzerindeki maddesel oluşumlarını kapsayabilir. Oysa ruhun dünyamızda bazı özel yöntemlerle sezdiğimiz yüksek maddeleri ilgilendiren birtakım belirtileri daha vardır ve bunlar kuşkusuz henüz özelliklerini bilmediğimiz doğa yasalarıyla yönetilir. Doğa yasaları, yalnız fizik ve kimya kitaplarında yazılmış olanlarla sınırlı değildir ve elimizdeki araçlarla bütün bunları incelememiz olanaksızdır. Uzaklara gitmeye gerek yok. Çekim yasası nedir? Herkesin belirtilerini doğal gördüğü bu kuvvetin ayrıntılarını hangi bilim adamı kesin olarak açıklayabilmiştir? Hiç kimse bunu elle tutulur biçimde ortaya koyamamış ve bu kuvvetin madde üzerindeki belirtilerini incelemekten öteye gidememiştir. İnsanda öyle yüksek yaşamsal görünümler ve öylesine yüksek ruhsal haller vardır ki, çekim yasaları bunların yanında çok kaba ve maddesel kalır. Şu halde insan bilgisini tamamlayacak yüksek ruhsal konuların incelemesini yaparken fizikokimyasal kavramların üstüne çıkmak gerekir. Öncelikle akıl hastalıkları hekimliğinde, büyük bir devrime gerek vardır." (Ruh ve Dünya Cilt II, sayfa 82)

Ölüm hakkında :

    "... Bazı dogmatik spiritüalist düşüncelerin yarattığı dış âleme ilişkin birtakım efsanevî inançlara da artık vedâ etmenin zamanı gelmiştir. Ölüme ve ölüm sonrasına ilişkin konular ilâhî bir kutsiyet içinde değil, felsefî ve bilimsel bir düşünceyle incelenmelidir. Kuşkusuz her şey ilâhîdir, her şey Allah'ın yasaları ve düzeni içinde olup biter. Üstümüzdeki bir hayatın olaylarıyla altımızdaki hayatın olayları ilâhî bağa aynı derecede yakındır. Bu gerçeği iyi kavramış olan bir insanın aklına ahiret denince; topuzlarıyla, zebanileriyle, alevleriyle dolu azap ve işkence diyarı gelmeyecektir. Her yerde maddeler ve ilâhî yasaların sonsuz olanakları içinde beliren, ruhsal etkiler vardır. Bu öyle tatlı bir akıştır ki, ruhlar, madde kâinatındaki mutluluğu hak ettikleri oranda, orada da doya doya yaşarlar." (Ruh ve Dünya Cilt II, sayfa 135)

Materyalizm ve spiritüalizm çatışması hakkında :

    "… Kâinatımızda maddeyi ruhtan ve ruhu maddeden ayırmak olanaksızdır. Yalnızca maddeci ya da sadece ruhçu olmakla da doğru yol bulunmaz. Bunun yanlışlığını kabul eden biri olarak, düşünce hayatında arasıra çarpışan materyalizm-spiritüalizm kavramlarının birleşmesi gerektiğini ve birinin diğerini tamamladığına inanıyorum." (Ruh ve Dünya Cilt III, sayfa 95)

Tekâmül hakkında :

    "... Bir kedinin fare deliği önünde saatlerce beklemesi irade gücünden çok kedinin fareyi yakalamak hırsından doğan bir olaydır. Aynı biçimde, birçok gelişmemiş insanın, kötü amaçlarla -birtakım geri eğilimlerden ve ihtiraslardan kaynaklanan- maddesel çıkarlar peşinde sergilediği sürekli faaliyetlerde gösterdiği irade, güçlü bir irade gibi görünebilir. İyi niyetli ve yüksek amaçlar uğruna kullanılmış iradenin yükseltici rolüne karşın, kötü eğilimlerden ve ihtiraslardan kaynaklanan bir inatçılığın, insan tekâmülüne çok zarar verici etkileri vardır. İnsanın tekâmülünde iradenin yanı sıra duygu ve düşüncenin de rolü bulunur. Ruhsal tekâmülün şu ya da bu alanda gelişmiş olması, ya daha çok duygunun ya da daha çok düşünce unsurunun varlıkta belirmesine neden olabilir. Örneğin duygusal olarak yükselmiş bir insanın, düşünce yönünden yükselmiş olandan mutlaka daha ileride olduğu iddia edilemez. Bunun tersi de aynı biçimde doğrudur. Ama, kuramsal olarak, sadece duygusallığıyla en yüksek dereceye varmış bir insanı -gene kuramsal olarak- sadece düşüncesiyle en yüksek dereceye varmış olanla karşılaştırırsak, duygusal olan daha yüksektir diyebiliriz. Çünkü duygusallığın rolü, düşüncenin oynadığı rollerden daha köklüdür. (...) Sonuç olarak bu bölümü şöyle bir örnekle tamamlayalım: Çevresindekilere karşı, gönülden bir sevgi ve özveriyle davranacak kadar duygusal yönden yükselmiş bir çoban; bilgi yönünden ileri olan, ama duygu ve düşünceleri kapkara bir profesörden çok daha tekâmül etmiştir..." (Ruh ve Dünya Cilt III, sayfa 148-150)

Bilimsel araştırmalar hakkında :

    "... Bir olayı bilim-dışı olarak nitelendirmek, onu bilinen nedenlere bağlayamamaktan kaynaklanır. Çünkü bilim, daha önce de söylediğim gibi neden-sonuç ilkesi üzerine kurulmuştur. Bundan ötürü, yeni bir olayın bilimsel değeri hakkında olumlu ya da olumsuz söz söyleyebilmek için, o olayın -genellikle sanıldığı gibi- sadece nesnel varlığını araştırmak yeterli gelmez. Hattâ bu kanı çok defa insanı hatâya iter. Şimdiye kadar vermiş olduğum örnekler ve yazdıklarımla açıklamaya çalıştığım gibi, aradaki duygu ve bilgi koşullarındaki eksiklik yüzünden bazılarınca nesnel değer taşımayan bir olay, başka biri için taşıyabilir. Bunun en basit örneği mikroptur. İçimizde bulunan bu canlıları kaç kişi görmüş ya da eliyle tutmuştur?.." (Ruh ve Dünya Cilt III, sayfa 367-368)

İdrak hakkında :

    "... Neo-spiritüalizm, idrakin tanımında gerçek etkeni, bedene etki eden bir ruhun varlığında görmektedir ve oluş tarzı hakkında klâsik fizyolojik ya da klâsik psikolojik açıklamadan daha kapsamlı bir açıklamaya taraftardır. Çünkü ben bütün ruhsal olaylarda olduğu gibi, bu konuda da materyalist düşüncenin açıklamasıyla çalışmaya katlanmak istemiyorum. Bundan ötürü, idrak tanımını kendi anladığım gibi açıklamak arzusundayım. Başka bir deyişle, klâsik psikolojinin yaptığı gibi, henüz yeterli fizyoloji bilgisine dayanmayan idrakin beyinde olup bittiğine inanan, fizikokimyasal bir görüşe saplanıp kalacak değilim. İdrak, sinir yolları ve maddeler aracılığıyla merkezlerde oluşan dış etkenlere ait ve onlarla ilgili titreşimlerin, perispri kanalıyla ruha aktarılması sonucunda meydana gelen bilgidir. Bu tanımlama birçok gözleme, deneye ve gerçek olaylara dayanır." (Ruh ve Dünya Cilt IV, sayfa 16-17)

Güçlü insan olmak hakkında :

    "...Bir kez ıstırap uyandırmış bir olay, ikinci defa aynı insanın başına tekrar gelirse, ilk seferki kadar derin acılar oluşturmaz. İşte ruhlar da olaylarla karşılaşarak gittikçe pişmekte ve güçlenmektedirler. Olayların üstesinden gelmek, onlardan kaçarak ya da olayların getireceği ruhsal tepkilere pasif olarak boyun eğmekle mümkün olmaz. Tam tersine olaylarla karşılaşmak ve mücadele etmek gerekir. Bunun sonucunda, ruhta doğacak etkileri vicdanın gösterdiği yollarda kullanmak, dünya vasıtalarıyla yükselmenin sırrını oluştururlar. Vücudumuzdaki kaslar âtıl kalırsa, nasıl zayıflar ve sönerse, aynı biçimde ruhumuz da atıl ve pasif kalırsa gereken güçleri kazanamaz. Bu üç boyutlu âlemin, her aşamasında geçerli olan bir yasadır. Güçlü bir insan, herhangi bir olay karşısında çocuklar gibi ağlamaz ya da sevinmez. Güçlü insan demek, birkaç yıllık dünya hayatının gelip geçici küçük olaylarından etkilenmeyen ve olaylar karşısında hal ve hareketini vicdanıyla çizmiş olduğu yollardan ayırmayan insan demektir."(Ruh ve Dünya Cilt IV, sayfa 66-67)

Reenkarnasyon ve tenasüh hakkında :

    "... İnsanların dünyaya tekrar tekrar gelip gitmelerine ilişkin inançlar çok eski zamanlara dayanır. Ama bu inançlar, anlayış farklılıkları yüzünden, çeşitli devirlerde değişik yorumlara uğradı. İşte bu çeşitli yorumlar, reenkarnasyona ilişkin yüksek hakikatlerin üzerinin zamanla örtülmesine neden oldu ve reenkarnasyon düşüncesi asıl özünü kaybederek “tenasüh” transmigration ve métempsychose) düşüncesine dönüştü. Tenasüh ile reenkarnasyon arasındaki fark nedir? Bu iki kavram arasında çok büyük ve köklü farklar vardır. Tenasühle reenkarnasyon, sadece bir tek noktanın -ruhların dünyaya tekrar tekrar gelip gitmeleri- dışında, her noktada birbirinden ayrılır. Ama ruhların dünyaya tekrar tekrar gelip gitmeleri de tek başına hiçbir anlam ifade etmez. Bu olay nedensellik ilkesi dışında değerlendirilirse sonuç olarak anlamsız düşüncelere yol açar. (...) İşte bu arada eski bir hikmet üstadının öğrettiği yüksek reenkarnasyon düşüncesi de, bazı topluluklarda tenasüh düşüncesine dönüşerek yozlaştı. Tenasüh düşüncesi o kadar güçlü biçimde önceki öğretilerin yerini aldı ki, bugün dünyaya tekrar tekrar gelip gitme konusunu duyan birçok kimsenin aklına hemen bu tenasüh düşüncesi gelmeye başladı. Sonuç olarak, tenasühle reenkarnasyon arasındaki derin nedensellik ilkesi kimse tarafından anlaşılamadı."(Ruh ve Dünya Cilt IV, sayfa 96-97 ve 101)

Takip et: @smtemizel

Copyright © 2009-2013 Léon Design